Amerikan haberciliğini anlamak için bilinmesi gereken tek bir düzenleme vardır ve o düzenleme artık yürürlükte değildir. 1949'dan 1987'ye kadar geçerli olan Fairness Doctrine, yayın lisansı taşıyan kuruluşları tartışmalı konularda karşıt görüşlere yer vermeye zorunlu tutuyordu. Kural 1987'de kaldırıldı. Bu tek kararın sonucu, bugün Amerikan televizyon haberciliğinin görünümüdür: kanalların siyasi taraf tutmasını yasaklayan bir yükümlülük yoktur ve kablo haber kanalları birbirinden açıkça ayrışan siyasi kimlikler etrafında örgütlenmiştir. Britanya'da yasayla dayatılan tarafsızlık, Amerika'da düzenleyicinin değil piyasanın işidir.
İkinci belirleyici unsur, kamu yayıncılığının zayıflığıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nin BBC ya da ARD benzeri, hane katkısıyla finanse edilen büyük bir kamu yayıncısı yoktur. PBS ve NPR kamu yayıncılığı görevini üstlenir ama bütçeleri karşılaştırma kabul etmeyecek kadar küçüktür ve gelirlerinin önemli bölümünü izleyici bağışları ile vakıf desteklerinden sağlar. Bu yapı, kamu yayıncılığını her federal bütçe döneminde siyasi tartışmanın konusu hâline getirir.
Üçüncüsü, mülkiyetin birkaç büyük eğlence şirketinde toplanmasıdır: ABC Disney'e, NBC ve CNBC Comcast'e, CBS Paramount'a, Fox News ise Fox Corporation'a bağlıdır. Haber bölümleri, ana işi eğlence üretimi olan şirketlerin içinde çalışır.
Buna karşılık Amerikan haberciliği, dünyanın en güçlü anayasal koruması altındadır. Birinci Ek Madde, hükümetin basın üzerinde önleyici denetim kurmasını yasaklar; bu koruma, ülkedeki araştırmacı gazetecilik geleneğinin temelidir. Aşağıdaki listede yalnız kablo kanalları değil, gazetelerin video servisleri ve C-SPAN gibi yorumsuz ham kayıt tutan kurumlar da yer alıyor — bu çeşitlilik, Amerikan haber ekosisteminin en dikkate değer yanıdır.
Yayınlar ilgili yayın kuruluşlarının kendi resmî YouTube kanallarından, YouTube oynatıcısıyla gösterilir; içerik ve haklar o kuruluşlara aittir. Montegre yayın yapmaz, yeniden iletmez. Canlı haber yayınlarında rahatsız edici görüntüler çıkabilir.